Abhazya Tarihi
ABHAZYA TARİHİ
Kolkhide Krallığı Dönemi:
Abhazya’nın, insanoğlunun Dünya’daki ilk yaşam alanı olma niteliğine uygun bir coğrafya olduğu, bilim çevrelerinde yaygın bir düşüncedir. Ancak Abhazya’nın tarihi ile alakalı araştırmalar neticesinde M.Ö. 3000 yıllarına kadar inilebilmekte ve ne yazık ki Eski Çağ Abhazya tarihine yönelik araştırmalar yabancı gezginlerin yazılarından ve özellikle Yunan Medeniyeti’nin eserlerinden incelenebilmektedir. Abhaz kültürünün yazılı tarih geleneğine sahip olmaması, bu zorlukları karşımıza çıkarmaktadır.
Günümüzde yaşatılan Abhaz kültürünün temeli Eski Çağ Kuban-Kolkhide Kültürü’dür. Bu zengin kültür birikimi M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanır. Kolkhide kültürünün etkilediği alanlarda Abhaz, Laz ve Migrel halkları yaşıyordu. Abhazlar ise 4 ana unsurun birleşimiydiler: Abazgi, Apsil, Sanıg ve Misimyan. Bu toplumlar Abhaz etno-kültürel kimliğinin temelidirler.

Kolkhide Krallığı bünyesinde bulunan Abhazya, dönemin önemli metalurji merkezi konumundaydı. Karadeniz’e kıyı tüm halklar gibi Abhazların da Yunan Medeniyeti ile önemli ticari ilişkileri bulunmaktaydı.
“Yunan tüccarları Karadeniz kıyılarında sürekli panayır kurma ihtiyacı duydular. Bu nedenle Abhazya kıyılarına da rıhtımlar, binalar, pazaryerleri kuranlar Miletoslu Rumlar’dır” (Niko B., Simon C.)
Karadeniz kıyılarındaki Yunan ticaret merkezleri Poti, Sohum, Biçvinta ve Pitsunda kısa sürede birer liman kenti oldular. Yunan kolonyalistler, Abhazya’dan başta orman ürünleri olmak üzere, keten, keten dokumaları, yün, deri, altın gümüş ve bazı madenleri alıyorlar; karşılığında da kumaş, süs eşyaları, zeytin, kap-kacak veriyorlardı. Bahsedilen tarihin daha sağlıklı anlaşılabilmesi için ticaretin takas yolu ile yapıldığını atlamamak önem arz etmektedir.
“Bu dönemlerde Abhazya’ ya gelen kolonyalistler, denizciler, asker aristokratları bu diyarın haritasını hazırlama, yollarını çıkarma, halkın sosyal duyarlılıklarını anlama, onları daha yakın tanıma uğraşına girdiler. Bu bilgileri tüccar, denizci ve askerler topluyor, Yunan bilim adamları da değerlendirip yorumlar getiriyorlardı.” (Gürcistan Tarihi, Niko Berdzinişçili, Simon Canişa)
Ne yazık ki işte bu veriler, oldukları yerden binlerce kilometre ötedeki bir coğrafyanın tarihine ışık tutmaktalar.
Roma İşgali:
M.Ö. Ѵ. yy’ da kendi krallık parasını hazırlayacak kadar ileri derecede ticarete sahip olan Kolkhide’de M.Ö. I. yy.a gelindiğinde ticaret zayıflamış, Yunan tüccarları daha çok köle ticareti için Kolkhide sahillerine gelir olmuşlardı.
Krallıkta bu sıkıntılar mevcutken, büyük imparatorluklar da Kolkhide’ye göz dikmiş, fırsat kolluyorlardı. Bu dar, zorluk dönemi onlara fırsat oldu. Pontus ve Roma Krallıkları, Kolkhide için Kolkhide topraklarında savaştı. Bu savaşta Kolkhideliler de kendi bağımsız üçüncü cephelerini oluşturarak her iki krallığı da topraklarından atma mücadelesi verdiler. Ancak çağın süper gücü olan Roma, bu savaşlardan galip çıktı ve Kolkhide’yi vasal statüsünde kendisine bağladı. Kolkhide’nin işgalinden sonra Roma İmparatorluğu Karadeniz sahillerine kendi lejyonlarını yerleştirdi. Bunda ki amaç Kavimler Göçü ile dünyayı sarsan Moğollar’ın Karadeniz kıyılarından inerek kendilerine zarar vermelerini engellemekti. Ancak başarılı olamadılar...
Kavimler Göçü nedeni ile yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Roma ikiye bölündü ve Kolkhide Bizans topraklarına bağlı kaldı. Bu dönemde Abhazya’nın tamamı Bizans’ın din, kültür ve ticari yapılanmasından etkilendi.
5. yy.ın ortalarında Egrisi Krallığı (Lazika) Bizans’a karşı bağımsızlık savaşı verdi ve bu savaşta Abhaz kökenli halklar Egrisi’nin yanında yer aldı. 465 yılında iki taraf da savaş öncesi şartları kabul ederek savaşa son verdiler. Ancak Bizans, Abhazlar ile Egrisiler’in bu ittifakını gelecek için kaygı verici buldu ve Abhaz kökenli halklardan Apsilya ve Abazgia’nın Egrisi Krallığı’ndan ayrılması için onları kışkırttı ve destekledi. VI. yy.da Apsilyalılar’la Abazgialılar’ın Egrisi Krallığı bünyesinden ayrıldığını görüyoruz.
473 yılında Egrisi’yi işgal eden İberya Kralı Vahtang Gorsal’ın ordusu ile Bizans ordusunun Abhaz topraklarında uzunca yıllar savaştıkları bilinmektedir. Egrisi’yi İberyalılar’dan geri almak için Abhazya’ya iyice yerleşen Bizans, V. yy.ın sonuna doğru Egrisi’ yi tekrar vasalı olarak kendisine bağladı.
Abhazya’da 5. yy.a kadar çok tanrılı din inancı hakimdi. Abhazlar’ın gök tanrısı Afi, avcı ve orman tanrısı Azvepsaa, düşünce tanrısı Yiker –Salat gibi bir çok tanrısı vardı. 5. yy.ın ortalarına gelindiğinde, feodalizmin gelismesi ile dünya egemenliğine soyunan Bizans Kralı I. Jüstinyen, Hıristiyanlığı yaymak için yoğun çalışma başlattı. Bu çalışmalar Abhazya’da da alıcı buldu ve Hıristiyanlık Abhazya’da yaygın bir din olmaya bu tarihlerde başladı.
İran - Bizans Savaşları
5. yy.a gelindiğinde Bizans baskısından bunalan zengin tüccarlar ve köklü aileler duruma tepki göstermeye başladılar. Bölge halkı on yıl süren savaşlar neticesinde 542 yılında İranlıların desteği ile Egrisi Krallığı’nı kurdu. Bu krallık içerisine Abhaz halkları olan Misimyanalılar ve Apsilyalılar da katıldı.
542 yılına gelindiğinde İranlılar, Egrisi ordusunun desteğini de alarak Bizans’a saldırdı. Bu savaşta Abhazların bir kısmı İran tarafında, diğer kısmı da Bizans tarafında savaşıyorlardı. Dönemin tarihçisi Kerasyati’nin notlarına göre her iki cephe için de, Abhaz ve Egrisililerin kendi cephelerinde savaşmaları, stratejik avantaj sağlıyordu. Bizans yoğun direnç gösterince, İran Şahı Khosroy ordusunu alıp ülkesine döndü.
İranlı Acemler Abhazya’yı askeri stratejik bir nokta olarak önemsiyorlar ve Abhazlar’a kendi inançlarını benimsetmek istiyorlardı. Bunun ilk adımı olarak Egrisi’ye göz diktiler ve 458 yılında Egrisi Kralı Gubaz’ı öldürmek istediler. Ancak başarılı olamayıp İran’ın bu hareketi açığa çıkınca, tüm Kolkhide, Egrisi’nin yanında İran’a karşı savaşa girdi. Buna rağmen yeterli direnç gösteremeyen Kolkhideliler, Bizans’tan yardım istedi. Kolkhideli halklar ve Bizans ittifakı kısa sürede İranlıları Egrisi’den çıkarttı.
549 yılında Egrisi Krallığı’nın İran’dan ayrılıp Bizans’a bağlanması Abhaz halklarınca da olumlu karşılanmıştı. Zira Bizans ile kültürel ve dinsel bağlantılar vardı.
Ancak Abhazya’da Bizans’ın estirdiği olumlu hava kısa sürdü. Egrisi ile devam eden çatışmalar nedeni ile Bizanslılar Kolkhide’ye daha çok yerleşmeye, yönetim yetkilerini kendilerine almaya başladılar. Aynı dönemlerde bu coğrafyada feodalizm yükselmeye, toplumsal sınıflar ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunun neticesinde feodal beyler baskıyı kabullenemiyor ve otoritelerini yüceltmek istiyorlardı. Abhaz halklarından Abazgialılar 530’lu yıllarda, Apsilyalılar 550 yılında, Misimyanlılar 555 yılında bağımsızlık ilan ettiler.
Abazgialılar Bizans’ a karşı iran’dan yardım istediler. Bizans’a karşı böylesi bir fırsat, İran için bulunmazdı. Ancak yardım için gelen İran ordusu Abazgia’yı yağmalamaya başladı. Halkın kitlesel direnişi ile karşılaşan İran ordusu yağmaladıkları ile beraber geri çekildi. Yalnız kalan Abazgia Bizans’a karşı büyük direnç göstermesine karşın başarılı olamadı.
“Kahramanlık hikâyeleri ile anılan bu bağımsızlık mücadelesi, Kolkhide özgürlük mücadelesi tarihinde önemli bir yere sahiptir.” (Doç. Dr. Gerg Amıcba)
Apsilyalılar’da da durum farklı değildi. Bizans karşıtı Abhaz soyluları Tsabal Kalesini Acemlere (İranlılara) teslim etmişlerdi.
“Ancak İranlı komutanın Apsilyalı kale komutanının karısına aşık olması nedeni ile gerçekleşen olaylar neticesinde tüm Acem ordusu katledildi.” (Prokopi Kerasyati; Bizans Resmi Tarihçisi)
Apsilya yalnız kalmıştı. Ancak feodal ilişkilerin gelişmesi dönemi Apsilya’ya yaramıştı. Bizans bir savaşı daha kaldırmakta zorlanacağı için sorunu barışçıl yollardan çözme yoluna gitti.
Misimyanlıların bağımsızlık mücadelesi de Apsilya ve Abazgialılar ile aynı minvaldeydi. Bizans’ın elçisini ziyarete giden iki ünlü Misimyanlı, elçi tarafından öldürtülünce Misimyanlılar da bunu kabullenemeyerek Bizans ile ilişkileri kesip bağımsızlık ilan ettiler. Apsilya ve Abazgia’nın tecrübe ettiği İran ittifakı burada da vücuda geldi ve kalabalık İran ordusu, Misimyanlılar’ı Bizans’tan “korumak” için Misimyana’ya geldi. Ancak savaşmadan ülkesine geri döndüler. Dönemin tarihçisi Agafiy’in anlattıklarına göre; bu çekilmenin nedeni İranlar’ın kışın savaşmayı sevmemeleriydi. Ancak Gerg Amıcba bu duruma şöylesi bir yorum getiriyor: “İranlılar Apsilya ve Abazgia’da yaptıkları gibi Misimyana’da da halkı rahatsız edici hareketlerde bulunmuş ve bu huzursuzluklar neticesinde cepheden çekilmiş olabilirler.” Misimyan halkı Bizans’a karşı verdikleri bağımsızlık savaşını kaybettiler ve yapılan anlaşma uyarınca savaş öncesi koşulları karşılıklı kabul ettiler.
“Abazgiler ve Apsiller bağımsızlık için verdikleri savaşlar neticesin de nüfuslarının büyük bir kısmını kaybettiler, geri kalanlarında önemli bir kısmı, köle tüccarları tarafından köle yapılıp satıldı.” (Hayri Ersoy)
Arap İstilaları:
M.S. 7. yy.ın 30’lu yıllarına gelindiğinde, çağın iki devi Bizans ve İran’ı korkutan yeni bir güç ortaya çıktı. Bunlar İslam dini etrafında toplanan Araplardı. İki asır boyunca birbirleri ile yoğun bir şekilde savaşan İran ve Bizans oldukça zayıf durumdaydılar. İslam dinini hızla yaymak isteyen Araplar İran’a saldırdı. Yıpranmış İran, Araplara fazla direnemedi ve Araplar kısa sürede Güney Kafkasya’ ya ulaştılar.
650’li yıllarda Ermenistan’ı işgale yönelen Arap ordularına karşı Abhazlar da Bizans ile beraber Araplara karşı Ermenistan’ın yanında savaştı. Kaybedilen bu savaş Abhazların Araplara karşı verdikleri ilk savaştır.
“Daha sonra Abhazya dışında, Bizans topraklarını işgal eden ve hatta İstanbul’u (Kostantinapol) kuşatan (680 yılı) Araplara karşı da savaşmış olmaları muhtemeldir.” (Doç. Dr. Gerg Amıçba)
Güney Kafkasya’yı iyiden iyiye ele geçiren Arap orduları daha kuzeylere çıkmak istiyordu. Amaç Hazarların kuzeye inmelerini engellemekti. Hazarlar da giderek güçlenen bir krallık olmuş, hem Bizans hem de Arapların korkusunu kazanır olmuştu. Abhazların da Hazarlarla politik, ekonomik ve kültürel ortaklıkları vardı. Hazar tehdidi Araplar için bir direnç hattı oluşturdu.
737 yılına gelindiğinde Araplar, Abhazya’ya sığınan Gürcü prensleri Mir ve Arçil’i izlemek gerekçesi ile Abhazya üzerine yürüdüler. Önce Egrisi, ardında da Abhazya’ya geldiler. Önlerine çıkan tüm kale ve köyleri yıktılar ve Anakopia önlerinde büyük çarpışmalar yaşandı. Bu kalede yapılan savaş neticesinde Arap orduları Güney Kafkasya cephesindeki ilk yenilgilerini almış oluyorlardı. Bu galibiyet güçlü ve büyük Abhazya krallığının temel taşı, ilk mayası olma niteliğinde bir zaferdi!
Abhazya Krallığı
Abhazya’nın bağımsızlığına karşı duruş gösterebilecek tek ülke kalmıyordu. Arapları da Anakopia önlerinde yenilgiye uğratıp geri püskürten Abhazlar etnik konsolidasyona hız verdiler ve 2. Leon liderliğindeki Abhazlar 8. yy.ın 80’li yıllarında Abhazya Krallığı’nı ilan ettiler. Tarihçi Yoann Sabanisdze Abhaz halklarının oluşturduğu bu ülkeyi “Apsınra” (Abhazeti-Abhazya) olarak adlandırmıştır. 2. Leon krallığın başkentini Anakopia olarak ilan etti, daha sonraki yıllarda Abhaz kralı başkenti Kutais’e taşıdı.
Kral 2. Leon Abhazya Krallığı’nın sınırlarına kısa sürede başta Egrisi olmak üzere birçok ülke kattı. Güney sınırı Apsara (Çoruh) Nehri’ne, güney-doğu sınırı da Suram Dağı’na (Likhi), kuzey sınırı ise Tuapse’ye kadar uzanıyordu. Geniş bir coğrafyaya hükmeden Abhaz Krallığı’nın bölgedeki en güçlü krallık olduğunu, o dönem yazılan ve Abhaz Krallığı yıkıldıktan asırlar sonra bile önemli bir ülke olduğundan bahseden, tarih yazınlardan anlayabiliyoruz. Öyle ki Abhaz Krallığı tek merkezden yönetilemeyecek kadar büyük olduğundan Sohum (Akua), Bedya (Batı) ve Abhazya yönetimi olarak 3 idari birime ayrılmıştı. Abhazya Krallığı nüfus bakımından da oldukça yoğundu. Krallığın kurulduğu dönemde sadece Tsabal Kalesi’ndeki Abhaz savaşçı erkeklerinin sayısının 15.000 olması nüfüsun ne derece yüksek olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır.
8. ve 10. yy.lar arası güçlü bir iktidarla Abhazya’ya hükmeden Abhaz Krallığı, krallığın erkek varisi olmadığından tarih sahnesinden sessizce silindi.
Abhaz kralı Feodasi’nin ne yazık ki varisi yoktu. Feodasi’den sonra krallığa onun kız kardeşinin oğlu Bagrat geçti. Bagrat ın annesi Abhaz Kralı’nın ailesindendi, ancak babası Gürcü prensi Gurgen’di. 3. Bagrat’ın tahta çıkması ile Abhazya Krallığı zaman içerisinde Abhaz-Kartvel Krallığı olarak anılmaya başlandı.

1100 Yılında Abhazya Krallığı
11. yy ve 15 yy. Arası Abhazya
Feodal sistemi tüm kurumları ile yaşamaya başlamış ve geçmişinde krallık tecrübesi de bulunan Abhaz toplumu “Ah”, “Ahipşi”, “Anhayü”, “Aamısta”, “Atü” ve “Tavad” gibi toplumsal sınıflara ayrılmıştı. 3. Bagrat’ın tahta çıkmasından sonra gün be gün Abhaz-Kartvel Krallığı’nın adı Gürcü Krallığı’na dönüştü. Bağımsızlık ruhu ile yaşayan Abhazlar, 11. yy.da Gürcistan’dan ayrılmayı denemiş, Gürcistan ordusu bu girişimi bastırmıştı. Ancak bağımsızlık fikri hiç unutulmadı ve toplum gizli bir şekilde örgütlendi. 1121’de Selçuklu Devleti Gürcistan’a sadırınca Abhazlar da bunu fırsat bilerek bağımsızlık için ayaklandılar. Ancak bu ayaklanma da bastırıldı. Bağımsızlık ateşleri 12. yy. sonu ve 13. yy. başlarında da alevlendi fakat yeterince güçlü değildi.
11. ve 13.yy.lar arasındaki Abhazya görece daha sakin, bağımsızlık ateşinin zihinlerde büyütülmesi ile ve bağımsızlık için fırsatlar kollayarak geçti. Gürcü Krallığı’na bağlı geçen bu dönemde Abhaz hanedan aileleri olan Açbalar ve Çaçbalar krallıkta önemli görevlere getirildiler. Zira Gürcü kral ve kraliçeleri (özellikle Kraliçe Tamara) Abhazlara çok önem veriyordu.
“Gürcü Krallığı’nın temeli bilindiği gibi Abhaz Krallığı’na dayanıyordu. O yüzden pek çok yabancı yazar Gürcülere Abhaz, Gürcistan’a da Abhazya diyordu.” (Valeri Beygua)
13. yy.ın ikinci yarısından itibaren Abhazya sosyal ve ekonomik bakımdan gerilemeye başladı. Bunun nedeni Kafkasya’yı işgal eden Moğollardı. Her ne kadar Abhazya işgal edilmemiş olsa da Gürcülere vurulan darbeler Abhazya ya kadar ulaşabilmekteydi. Bu dönemde ayrı bir krallık olarak ortaya çıkan Migreller Abhazya’yı işgal ettiler. Çağın bu barbar döneminde, Moğolların elinden kurtulabilen Abhazları Migreller sürgüne tabi tuttu.
13. ve 15. yy.lar arası, Abhazların zayıflamasından ötürü Abhazya’nın Karadeniz sahilleri Ceneviz kolonileri haline geldi. Cenevizliler, Abhazya sahillerinde büyük çapta ticaret yapıyor, atölyeler kuruyorlardı. Özellikle Abhazya’da yetişen şimşir ağacı onları cezbediyordu. Cenevizli tacirler Abhazya’ya iyiden iyiye yerleşip, köle ticareti dahi yapmaya başlamışlardı. Bu durumun Abhazlar açısından ne kadar zarar verici olduğu anlaşıldığında 15.yy sonunda Abhazya, Cenevizliler’den temizlendi.
15. yy.da Çaçbaların liderliğindeki Abhaz feodalleri Abhazya’yı geri almak için çeşitli zamanlarda Migrellerle savaştılar. 15.yy.ın birinci yarısında Acemler (İranlılar) ve Osmanlılar, Güney Kafkasya için savaştılar. Varılan antlaşma uyarınca Abhazya’nın da içerisinde bulunduğu Batı Kafkasya Osmanlı’ya kalıyordu.
Abhazya’da Osmanlı İşgali
İranlılarla yapılan anlaşma uyarınca Abhazya’ya egemen olan Osmanlı, Abhazya’yı tümüyle kontrol altına almak için Abhazya’nın iç dinamiklerine müdahale etmeyi daha akıllıca buluyordu. Bu nedenle Osmanlı, etkinliğini arttırmaya başladığı dönemde Aamısta ve Tavadlara (soylu sınıflar) türlü hediyeler göndermiş ve Osmanlı himayesini kabul ettirmiş ve ardından da isteklerini bu sınıflar üzerinden gerçekleştirir olmuştu.
Bu dönemde Abhazya’da Roma, Bizans ve Ceneviz dönemlerinde olduğu gibi ticaret gelişmişti. Abhazlar Osmanlılardan tuz alıyor, buna karşılık şimşir, bal ve bal mumu satıyorlardı. Ancak 17. yy.da yaşamış Fransız gezgini Şarden’in belirttiğine göre Anadolu’dan gelen tüccarlar sadece mal alışverişi yapmıyorlardı. Bu tüccarlar Abhazya’da köle ticareti de yapıyorlardı. Osmanlı, Abhaz halkını her alanda yağmalıyordu. Özellikle dini motifler eklenerek yapılan bu hareketler neticesinde, o dönemde Müslümanlaştırılan Abhazlar, birçok kiliseyi yağmaladılar, birçoğunu da yıktılar. Ancak Abhazya’ya mollalar gönderilerek yapılan Müslümanlaştırma çalışmaları yeterince başarıya ulaşmamış, zaman zaman silah zoru ile Müslümanlaştırma yolu seçilmişti. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde Abhazya’nın hala Hıristiyan kültürü altında olduğunu, bazı köylerin Müslüman olduğunu ama oralarda da gerçek bir Müslüman yaşamı göremediklerini ifade etmektedir.
Kısmen Osmanlı’ya bağlı olan Abhazya’nın topraklarının bir kısmı da Migrel hâkimiyeti içerisindeydi. Abhazlar bu durumu hiç akıllarından çıkarmadan fırsat kolladır. 1623 yılında Migrel Kralı Abhazya’yı kullanmak için dost edinme isteği ile kızını Abhaz Kralı’na verdi. Ardından Svaneti ve Gurya’yı işgale girişen Migrelya’nın yardımına Abhazya gitti ve bu topraklar Migrelya’ya bağlandı. Abhazlarla birlikte savaşa katılan Migreller, savaş dönüşü 1628 yılında Abhazya ya saldırdı ve neticesinde Abhazya’nın büyük bir kısmı işgal edildi. 1656 yılına gelindiğinde Abhaz Kralı Sustar Çaçba Abhazya’nın topraklarını Migrellerden geri aldı. Yaklaşık 20 yıl süren bu savaşlar neticesinde Abhazya sınırlarını İngur Nehri’ne kadar genişletti. Üç yüzyıldır Migrel egemenliği altında olan Abhaz toprakları tekrar Abhazya ya bağlandı. Ulusal bilinç o derece ileri bir aşamadaydı ki; sürülen Abhazlar geri getirildi ve unuttukları anadilleri Abhazcayı öğrenmeleri için çalışmalar yapıldı.
Köle ticareti, dini baskı, tarihi tahribat... Bunlar Abhazlar için kabullenilemeyecek olaylardı ve ilki 1725 yılında olmak üzere, Osmanlı’yı Abhazya’dan çıkartmak için 1728, 1767, 1771 yılında isyan hareketleri gerçekleşti. Kısmi başarılar elde edilse de Abhazya’nın bağımsızlığı sağlanamadı.
18. yy başlarında Abhazya’da yeni terimler ortaya çıkmaya başladı. Abhaz Krallık varisleri tahtı paylaşamayınca ülkeyi paylaştılar ve Abjakua (Abjuva), Abzıp (Bzıp) ve Samurzakan gibi bölgesel yönetimler ortaya çıktı. Aynı dönemde Abhazlar ve Mingreller arasında soğuk rüzgârlar esiyor, zaman zaman savaşlar yaşanıyordu.
1780’li yıllardan itibaren Abhazya’yı Çaçba Kaliş Bey yönetmeye başladı. Kaliş Bey ülkeyi güçlendirmek için türlü reformlar gerçekleştirdi. Düzenli, sürekli hazır 25.000 kişilik bir ordu tertip etti. Başkenti Lıhnı’dan Sohum’a taşıdı. Bu dönemde gitgide güçlenen ve Kuzey Kafkasya’yı işgal eden Rusların Abhazya’ya da egemen olmak isteyecekleri belliydi. Zira Ruslar, kuzeyden aşağıya inmişler, Abhazya sınırına dayanmışlardı. Güneyden de Gürcistan’ı işgal etmişlerdi.
“Ruslara boyun eğmeyen diğer Kuzey Kafkasya halklarını dize getirmek için Rusya, Abhazya’yı kilit coğrafya olarak değerlendiriyordu.”(V.Beygua)
Rus işgali
Ruslarla ilk karşı karşıya geliş 1805 yılına denk düşüyor. Bu tarihte Misimyana üzerine sefer düzenleyen Abhaz Kralı Kaliş Bey Misimyan prensini köle edinerek Abhazya’ya getirdi. Bundan ötürü Misimyan Kralı Ruslardan yardım istedi. Ruslarla bir süre savaşan Kaliş Bey Misimyan prensini serbest bırakmak zorumda kaldı.
İki ateş arasında kalacağını hisseden Kaliş Bey, Ruslarla savaş halindeki Napolyon’la görüşmek istedi. Ancak daha sonra bundan vazgeçti. 1806 yılında Kaliş Bey, Rus Çarı 1. Aleksander’a mektup yazarak Abhazya’nın Rusya’ya katılmak istediğini belirtti. Ancak daha sonra, bu teklifini geri çekti. 1806–1812 yılları arasında süren Osmanlı-Rus savaşları esnasında, Rus Çarı, Kaliş Bey’den Poti’ yi Osmanlı’dan almasını istedi. Bu teklif Kaliş Bey tarafından “”kendi halkının yaşaması için Abhazları ölüme gönderme” olarak yorumlanarak reddedildi.
Kaliş Bey’in Osmanlı’dan kurtulma niyetini anlayan padişah, Osmanlı’dan kaçıp Kaliş Bey’e sığınan Osmanlı taciri Tahir Paşa’nın kellesini istedi ve buna karşılık vezirlik teklif etti. Ancak Kaliş Bey bu teklifi de reddetti. Bunun ardından Osmanlı donanması on bir gemi ile Abhazya sahillerine çıktı. Kaliş Bey Ruslardan yardım istedi, ancak Ruslar bu teklife yanaşmadı. Osmanlı, Abhazya içerisinde de karışıklık çıkardı. Zapş sülalesi Kaliş Bey’e karşı ayaklanma girişiminde bulundu. Bu ayaklanmayı bastıran Kaliş Bey Zapşıpha’dan doğan oğlu Aslan Bey’ i evlatlıktan reddetti.
Abhaz Kralı olmak isteyen Aslan Bey 2 Mart 1808’de beraberindeki adamları ile birlikte gizlice babasının Sohum’daki kalesini basıp babasını öldürdü.
“Abhazya’yı bir meşale gibi aydınlatan Abhazların sevgili kralı Çaçba Kaliş Bey oğlunun elinde can verdi.” (V. Beygua)
Bu tarihten sonra krallık koltuğuna Aslan Bey oturdu. Halk, Aslan Bey’in krallığını kabul etmiyordu. Zira o, babası Kaliş Bey’i öldürerek krallık koltuğuna oturmuştu. Onun krallığına da Ağustos 1808’de Kaliş Bey’in Ley’pha’dan doğma oğlu Sefer Bey son verdi. Abhazya’nın Rusya’ya bağlandığında güvende olacağına inanan Sefer Bey, Rus Çarı’na mektup yazarak Abhazya’nın Rusya’ya katılmasını istediğini belirtti. 17 Şubat 1810 da, 1. Aleksander bir deklarasyonla Abhazya’nın Rusya’ya bağlandığını ilan etti. 1812 yılına kadar süren Osmanlı-Rus Savaşları sonrası varılan Küçük Kaynarca Antlaşması’na göre Abhazya’nın Rusya’ya bağlanması Osmanlı tarafından da kabul edildi. Abhazya otonom devlet statüsünde Rusya içerisinde yer aldı.
Bu tarihten sonra Abhazya’daki sosyal ve ekonomik değişim ve gelişmeler Rusya ile paralellik içinde gerçekleşti. Rusya’da kapitalist üretim oluşmaya başlıyor, bir süre sonra bu Abhazya’ya da sirayet ediyordu. Abhazya’da atölyeler ve küçük fabrikalar kurulmaya başlıyordu. Ama Abhazya, kapitalist kentli yaşamının çok gerisindeydi. Halkın sadece %5’i şehirlerde yaşıyordu. Yoğunlukla köylerde hayvancılık ve çiftçilik gibi geleneksel toprağa dayalı feodal üretim modelleri uygulanıyordu. Özellikle köylerde bağımsız köylü sınıfı Anhayülar kendi üretim ihtiyaçlarını kendileri karşılıyorlardı. Tüm Abhazlar, kendi aralarında “Apsuvara” dedikleri Abhaz gelenek ve göreneklerine dayalı bir yaşam biçimini uyguluyorlardı. Kendi düzenleri için kendi yönetimlerini kuruyor, özgün bir demokrasi kültürü oluşturuyorlardı.
Rus Çarı’nın Kafkasya’da yürüttüğü baskı ve kolonyalist politika ve değişen yaşam modelinin tetiklediği dinamikler neticesinde, 1821 yılında Sefer Bey’in ölümünün ardından, Aslan Bey liderliğindeki bir grup Abhaz ayaklanma başlattı. Fakat bu ayaklanma fazla büyümeden bastırıldı. Aslan Bey 1823’te yine bir isyan girişiminde bulundu, ancak halk, babası Kaliş Bey’i öldürdüğü için ona sıcak bakmıyordu. Bunların ardından Rusya, daha önce Osmanlı’nın yaptığı gibi Tavad-Aamısta sınıfından 130 kişiyi Çara bağlılık yemini ettirdi. Çar’ın niyeti toplum liderlerini kendisine bağlı kılarak toplumu da idare etmekti.
1853–1856 yılları arası gerçekleşen Kırım Savaşı neticesinde Abhazya bir süre Osmanlı egemenliğine girdi. Abhazlar bu sefer silahlarını Osmanlı’ya çevirdiler. Ruslar ve Abhazların birlik cephesi ile Osmanlı Abhazya’dan çıkartıldı. Ancak Ruslar Abhazlara güven duymuyor, onlardan tedirgin oluyorlardı. 1857 yılında kardeş halk Ubıhlarla Abhaz boyu Sadzların ortak başkaldırısı gerçekleşti. Ancak savaş devi olan Rus İmparatorluğu’na karşı gerçekleşen bu girişim de sonuçsuz kaldı. 1864 yılına kadar Abhazya’da birçok anti-Rus hareket vücuda geldi.
Özellikle, Kafkas halklarının birleşik mücadele pratiklerinden biri olan ve temelleri 1807’ye uzanan Çerkes Misak Meclisi, silah bırakmayan Abhazlar arasında da etkin bir yapıydı. Giderek güçlenen bu meclis, kendisine bağlı 12 Kafkas eyaletinde düzenli askeri birlikler dahi kurmuştu. Bu meclisin 13 Haziran 1861’de Soçi’deki toplantısında, meclisin adı “Çerkes Özgürlük Meclisi” (Büyük Özgür Meclis) olarak değiştirildi ve meclis bu adla ve alınan yeni mücadele kararları ile yoluna devam etti. Fakat 1864 yılı ilkbaharında birliklerini yeni takviyelerle güçlendiren Ruslar tüm cephelerden büyük bir saldırıya geçtiler ve tüm direniş noktalarını söndürdüler.
O tarihte Ruslar artık tümüyle Abhazya’ya yerleşmişlerdi. Günümüzde kullandığımız miladi takvime göre 2 Haziran 1864’e denk gelen 21 Mayıs 1864 tarihinde Kbaada Vadisi’nde (2014 Kış Olimpiyatları’nın yapılacağı, Soçi kentine bağlı bir bölge) sona eren Kafkas-Rus Savaşları beraberinde soykırım ve sürgün getirmişti.
Abhazya’da Sürgün ve Rus Hegemonyası
Rusların Abhazya’ya bütünüyle yerleşmesinin ardından Abhazya’nın isyancılardan(!) temizlenmesi gerekiyordu. General Baryatinsky Çar’a yazdığı mektupta “İlk hedefimiz kuşkusuz Kafkasya topraklarını temizlemektir” diyordu. Bu “temizleme”nin anlamı açıktı: Sürgün...
Abhaz Krallığı lağvedildi. Yerine Sohum Askeri Birliği adında idari bir birim oluşturuldu. Kral Çaçba Hamit Bey Rus şehri Rostov’a sürgün edildi. Osmanlı ile Rusya arasında yapılan anlaşma uyarınca Kafkas halkları Osmanlı’ya sürüldü. Ubıh halkı tamamen topraklarından çıkarıldı. Aynı şekilde, bir Abhaz boyu olan Sadzlar da Abhazya’dan tamamen silindiler. Acı tüm Kafkas halkları ile beraber Abhaz halkının üzerini de kaplamıştı. Sürgün edildikleri yerlerde de durum içler acısıydı. Rusların Kafkasya’daki askeri sorumlusuna yazılmış bir dilekçe “Bizi isterseniz Sibirya’ya sürün ona da razıyız. Buralar Sibirya’dan bile kötü!” diye yazıyordu.
Tarih
Çarlık bu durumdan büyük rahatsızlık duyuyordu. Abhazya’ya gönderilen General Svyatopolk Mirski komutasındaki Rus ordusu ayaklanmayı bastırdı. Bu milis hareketini başlatan Kalği Hanaş, Kuaçal-ipa Hıçu ve Maan Kazılbek halkın gözü önünde asıldı. Köleliği kaldıran Köylü Reformu durduruldu, ancak 1868 yılında tekrar yürürlüğe sokuldu.
Bu isyandan sonra Abhazlar günümüz tabiriyle fişlendiler! Silah taşımaları yasaklandı, potansiyel bir suçlu muamelesi görüyorlardı. 1867 yılında Dal ve Tsabal’da yaşayan Abhazlar sürgüne tabi tutuldu. Bu sefer sürgün, soykırım sonrası değil psikolojik baskı neticesinde gerçekleşti. Ruslar, halk arasında tüm ömürleri boyunca çalışsalar dahi ödeyemeyecekleri vergiler çıkaracaklarını yaydılar. İnsanların kaçmasını bekleyen gemiler Sohum, Oçamçıra ve Pzırdzha limanlarına demirleyip düdüklerini sürekli öttürerek baskıyı yoğunlaştırıyorlardı. Rus subayları halk arasında kaçıp kurtulmalarını yoksa burada helak olacaklarını söylüyorlardı. Bunların neticesinde Dal ve Tsabal’dan 15.000 kişi ve aynı zamanlarda Dranda ve Pitsunda’dan 5000 Abhaz bilmedikleri diyarlara gönderildiler.
1877 yılına gelindiğinde Abhazlar tekrar ayaklandı. Ülkenin her yerinde kısmi isyan hareketleri görülüyordu ancak istenilen bir türlü başarılamıyor baskı her seferinde daha da yoğunlaşıyordu. Osmanlı, 93 Harbi’nde (1877–1878) Abhazya’ya asker çıkardı. Bu askerler arasında daha önceki tarihlerde Osmanlı’ya sürülen Abhazlar da vardı. Abhazların derdi, anavatanlarına geri dönmekti. Zaten öyle de oldu ve Abhazya’ya çıkan Abhaz kökenli askerler Osmanlı ordusundan toplu firarlar gerçekleştirdi. Osmanlı-Rus Savaşı esnasında Abhazların bir kısmı Rusların yanında, bir kısmı da Osmanlı’nın yanında savaştı. Ulusal kimlikleri kırıma uğramış olan Abhazlar ne yapacaklarını bilmez durumdaydılar. 19 Şubat 1878 tarihinde Osmanlı ve Rusya arasında imzalanan Ayastefanos Antlaşması uyarınca Abhazya Rusya’ya bırakıldı. Ancak gerçek mücadele, asıl savaş Abhazlar için yeni başlıyordu: Bunun adı ölüm kalım savaşıydı! Bu antlaşmanın ardından Abhazların tarihteki en büyük trajedisi olan “1878 Sürgünü” yaşandı.
350.000 ile 400.000 arasında Abhaz karadan ve özellikle denizden dünyanın dört bir tarafına dağıtıldı. Ruslar öylesine tedbirler almışlardı ki Abhazların can ülkelerine dönmeleri imkânsızdı. Batum’a kadar gelebilenler kendilerini Abhazya’ya gelmiş sayıyordu. Az sayıdaki Abhaz vatanına dönebilmişti. Ruslar geri dönen Abhazları haber aldıklarında hemen evleri basıyor zorbalıkla tekrar sürgün ediyorlardı.
Sürgünler neticesinde boşalan topraklar, Ruslara sorun çıkarmayacak kişilerce doldurulmalıydı. Bu amaçla Ruslar çeşitli propagandalar yaptılar. Rusya içlerinde “Toprak isteyen var mı ?” diye ilanlar asıldı, köyler kiralandı. Rus topraklarında yaşayan diğer halklar da Abhazya’ya yerleştirilmeye başlandı. Anadolu’dan göç eden Ermeniler için Mtsara adında bir köy kuruldu. 2. Aleksander tarafından yaptırılan Afon Kilisesi, Rusların kolonyal politikalarına önemli katkı sağladı.
Her ne kadar Abhazya’nın kolonileştirilmesi için büyük sürgünler gerçekleşmiş ve boşalan yerlere başka halklarda yerleştirilmiş olsa da orası Abhazya idi. Abhaz nüfusu diğer halklardan hala daha fazlaydı. 1897 yılında Abhazya’da 58 bin Abhaz yaşıyordu. Abhaz olmayan ve kolonizasyonla yerleştirilenlerin sayısı ise 45 bin civarındaydı.
Büyük acılar çeken Abhazya’da sürgünler sonrasında taşlar yerine oturmaya başlıyordu. Kolonizasyonla gelen insanlar yeni bir üretim biçimini getirdiler: Kapitalizm! Abhazya’da fabrikalar, yollar, dinlenme tesisleri v.b. yapılar inşa edildi. Abhazlar giderek alışkın oldukları yaşam tarzından uzaklaşmaya başladılar. Feodal sınıf ilişkileri terk edilirken, feodal dünyada kazanılmış yaşam biçimi de terk edilmeye başlanıyordu. “Apsuvara” dediğimiz yaşam tarzının, tarihsel evrim dışına çıkarak mesnedi belirsiz dönüşümler yaşamaya, yozlaşmaya başlaması yine bu dönemdedir. Bu dönemde Abhaz ulusal bilincini ayakta tutmaya çalışan Dırmit Gulya ve Gerg Çaçba, milli kimliğin yaşaması için çabalayan önemli isimler olarak ön plana çıktılar.
Abhazya’da Sınıf Hareketleri
Toprak reformu Abhaz köylüsüne ciddi zarar vermişti ve köylüler de bu durumdan ciddi rahatsızlık duyuyorlardı. İşçiler arasında da sınıf bilinci ortaya çıkmaya başlamış, eşitlik söylemleri tüm Rus coğrafyası ile beraber Abhazya’da da kendini gösterir hale gelmişti.
1904 yılına gelindiğinde Rusya’da meydana gelen burjuva devrimi denemeleri Abhazya’ya da sirayet etti ve silahlı partizan hareketler gerçekleşti. Birçok yerde grevler, iş bırakma eylemleri yaşanıyordu. Ancak Abhazlar fişlenmiş olduklarından herhangi bir hareketin içerisinde bulunmaktan çekiniyorlardı. Buna ek olarak Abhazlar bu hareketleri “Gürcü Devrimi “ olarak nitelendiriyor ve kendi topraklarına yerleştirilen Gürcü ve Migrellerle yan yana gelmeyi bile düşünmüyorlardı. Abhazların birinci devrim hareketine katılmaması Abhazları potansiyel suçlu yaklaşımının kalkmasına yaradı. Bununla alakalı olarak Çar, 27 Mayıs 1907’de bir kararname imzaladı.
Bu devrim denemesinin ardından tüm Rusya’da ve beraberinde Abhazya’da da ekonomik bunalım yaşandı. Üretim ve ticaret durdu. Halk yiyecek bulmakta zorlanır oldu. Sınıf hareketleri 1914’te tekrar yükselmeye başlarken 1. Dünya Savaşı patlak verdi. Birçok Abhaz, bu savaşa katıldı.
Tarihler Ekim 1917’yi gösterdiğinde Rus Çarı devrilmiş ve Rusya’da Bolşevik yönetim iktidara gelmişti. Rusya’nın iç karışıklıklarla uğraşıyor olması, Kafkasya halkları için siyasi örgütlenme açısından kısmen daha rahat bir dönem yaşanmasına neden oldu. 1–9 Mayıs 1917’de halk temsilcileriyle Vladikavkaz’da yapılan kongrede, Kafkas Dağlı Halklar Birliği (KDHB) kuruldu. 8 Kasım 1917’de toplanan Abhaz Halk Kongresi, kongreye katılanların ortak iradesi ile KDHB’nin bir birimi olarak görev yapacak olan ve Abhazya’nın ilk parlamentosu olan Abhazya Halk Konseyi’ni kurdular. 11 Mayıs 1918’de KDHB, bünyesinde Abhazya’nın Abhaz Halk Konseyi ile temsil edildiği Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni (KKC) ilan etti.
Mart 1918’e gelindiğinde Abhazya’da, liderliğini Efrem Eşba ve Nestor Lakoba’nın yaptığı Bolşevik yönetim kuruldu. Her ne kadar Abhazya Halk Konseyi yönetimi tekrar ele geçirse de, ancak 8 Nisan 1918’e kadar direnebildi. Bolşevik yönetimindeki Abhazya’ya Gürcü Menşevikler saldırdı ve tarihler 17 Mayıs 1918’i gösterdiğinde Abhazya Gürcü Menşeviklerin eline geçmişti. KKC güçleri ise kuzeyde hem Kızıl Ordu’ya hem de Beyaz Ordu’ya karşı mücadele ediyor ve Abhazya’ya aktif askeri destek veremiyordu. Bu dönemdeki tek destek diasporadan gelen gönüllü Abhaz ve Adige savaşçılardı. 17 Mayıs’tan itibaren Gürcü Menşevikler açıkça soykırıma giriştiler. Abhazya tarihinin en trajik dönemlerinden birisi yaşandı. 4 Mart 1921’e gelindiğinde ise Abhazya’da tekrar Efrem Eşba liderliğinde Bolşevik iktidarı kuruldu ve Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edildi.
Abhazya’nın Gürcü Menşevikler elinde geçirdiği o karanlık günlerde işgalcilerin dillendirdikleri şu sözlere dikkat ediniz: “Abhazya’nın ayrı bir devlet olmasını tanıyoruz, ancak bu halkın sayıları ve gelişiminin yeterli olmadığı için henüz buna hazır olmadıklarını düşünüyoruz.” Bu söylem yıllar sonra Abhazların devlet statüsünü düşüren ve onları asimile etmek için türlü politikalar uygulayan Stalin’in söylemi ile aynıydı.
KAYNAKLAR:
—DİLİ, EDEBİYATI VE TARİHİ İLE ÇERKESLER, Hayri Ersoy, Nart Yayıncılık, Temmuz 1993
—ABHAZYA TARİHİ, Doç. Dr. Valeri Beygua, As Yayıncılık, Mayıs 2000
—ABHAZLAR ve LAZLAR, Gerg Amıcba, Nart Yayıncılık, Kasım 1993
—TARİHSEL MÜCADELE SÜRECİNDE ADIGELER, ABHAZLAR, ALANLAR(OSETİNLER), ÇEÇENLER, Turabi Saltık, Berfin Yayıncılık, Ocak 2000
—KAFKASYA HALKLARI, Alexandre Grigoriantz, Sabah Kitapları, Ocak 2000
—http://www.abhazdernegi.org/content/view/8/20/
—http://www.kapba.de/Tarih.html

Yorumlar