Abhazya Tarihi 1917-1953

Abhazya: 1917'den Günümüze - Bölüm 1

"Şerefli ve ölmez ideallere bir tek hamle ile varıldığını tarih pek az yazar; fakat tarihin daima yazdığı şey, azim ve sebatla, ümidi kesmeyerek yapılacak hamlelerin bir milleti ideallerine herhalde ulaştıracağı ve ulaştırdığıdır."
İsmail Berkok

Bu çalışmada, Abhazya tarihinin 1917 Ekim Devrimi yıllarından günümüze dek uzanan süreci ele alınacaktır. Bugüne kadar Kafkas diasporasında;

Abhazya tarihinin, Sovyet Devrimi yılları ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti tecrübesinin Abhazya'ya olan yansımalarına yeterince ilgi gösterilmemiş olması üzücüdür. Bu konuda Türkiye'deki kapsamlı ilk çalışma, Sayın Sefer Berzeg'in ilk iki cildi yayınlanan, 3. ve son cildi ise yayına hazırlanmış olan "Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti" adlı çalışmasıdır. Biz de yazımızda, bu eserden çok sayıda alıntı yaptık.

1992-1993 Abhaz-Gürcü savaşını araştırmaya başladığımızda, Sovyetlerin kuruluşunun hemen öncesindeki gelişmeleri de incelememiz gerektiğini farkettik. Çünkü zincirleme gelişen ve birbirini tetikleyen bu olaylar serisini kavrayamadan, bugüne kadar yaşanan sürecin, verimli sonuçlar doğuracak şekilde anlaşılması mümkün değil. Sovyetlerin çöküş döneminde ve yeni devletin kuruluşunun ilk yıllarından itibaren, faşist yükselişini gözle görülür biçimde sürdüren ve az nüfuslu halkların topraklarına doğru emperyal bir genişleme politikasını açıkça savunan, kendince haklılığını Menşevik döneme dayandıran Gürcistan Devleti'nin, hangi mirasın üstüne bina edildiğini kavramadan bu soruna gerçekten vakıf olunamayacağını düşünüyoruz.

Zincirin halkaları izlendiğinde net bir biçimde görülüyor ki, aslında varoluş savaşımız asla kesintiye uğramamış sadece farklı araçlarla yürütülerek bugünlere taşınmıştır. Tarihe dönüp baktığımızda, günümüzün özgür Abhazya Cumhuriyeti'nin; vatandaki soydaşlarımızın uzun yıllarla olgunlaşan sabır ve iradesinin, milli varlığı korumadaki uzlaşmaz dirençlerinin üzerinde yükseldiğini görüyoruz.

1. Sovyet Devrimi Yıllarında Abhazya

"Birçok şeyin temelden yıkıldığı, birçok şeyin de yeniden kurulduğu, koşulların ve bütün Rusya'nın, bunun sonucu olarak da Abhazya'nın yaşam ortamının değiştiği bu hareketli günlerde her halk, Rusya'nın yeniden kurulduğu bu dönemde halkların ve çıkarlarının unutulmaması ve suikaste kurban gitmemesi için duyarlı olmak zorundadır. Abhaz halkı, kardeşleri Kuzey Kafkasyalıların ve Dağıstanlıların; haklarını koruyacağı, bu olaylarda, kendisini destekleyeceklerinden emindir. Abhazya Halk Konseyi'nin bundan sonraki en önemli görevlerinden biri de, Abhaz halkının kendi kaderini belirlemesi yönünde çalışmaktır. Abhaz halkı; Dağıstan, Abhazya ve Kuzey Kafkasya'nın oluşturduğu Birleşik Dağlılar Birliği'nin bünyesine girmektedir ve elbette kuzeydeki kardeşleriyle en sıkı bağları tesis etmeye ihtiyacı vardır."

8 Kasım 1917'de, Abhaz Halk Konseyi'nin (AHK) oluşturulduğu halk kongresinde, Abhaz Halk Konseyi Anayasası ile beraber kabul ve ilan edilen Abhaz Halk Kongresi Deklerasyonu, yukarıda yer alan pasajla, Bolşevik işgaline kadar, Abhazya'nın Sovyet devrimi yıllarındaki yönelimini özetliyordu.

Sözkonusu Konsey'de etkin isimler olan Aleksandır Çaçba ve Tataş Marşaniya; 10 Mart 1917'de, devrim sonrasında kurulan Geçici Hükümet'in yerel organı olarak görev yapmak üzere, polis gücüne sahip Toplumsal Güvenlik Komitesi'ni kuruyorlar ve Sohum, Gudauta ve Oçamçıra'da Yurttaş İcra Komiteleri oluşturuyorlardı.

Bu gelişmenin hemen ardından 1-9 Mayıs 1917 tarihleri arasında Vladikafkas'taki kongreyle kurulan Kafkas Dağlı Halklar Birliği (KDHB), hızlı biçimde Kuzey Kafkasya'nın bütün bölgelerini kapsayan çalışmalarına başlamıştı. Birliğin, Merkezi İcra Komitesi tarafından Abhaz halkının milli örgütlenmesine yardımcı olmak için görevlendirilen kişi ise, daha sonrasında Abhazya'da önemli görevler de alacak olan genç Çeçen aydını Aslanbek Şerip'di.

20 Eylül 1917'de Andi'de (Dağıstan) bir araya gelen ve aralarında Abhazya'dan da delegelerin bulunduğu KDHB'nin 2. Kongresinin hemen ardından, 8 Kasım 1917'de Akua'da (Sohum) toplanan Abhaz Halkı'nın Kongresi, KDHB'nin yerel iktidar organı olarak görev yapacak olan Abhaz Halk Konseyi'ni oluşturdu. Birliğe katılma kararını engellemek için görevlendirilen Gürcü Kurulu'nun faaliyetleri sonuçsuz kaldı ve Abhazya'nın Dağlı Halklar Birliği bünyesinde yer alması kararı kabul edildi.

Başkanlığını Simon Basariya'nın yaptığı Kongre, oluşturduğu Abhaz Halk Konseyi'nin Anayasası'nı ülkede uygulamaya sokuyordu. Sözkonusu anayasa; Konsey'i Abhaz halkıyla bütünleşmiş, milli-politik bir örgüt olarak tanımlıyor ayrıca bütün ilişkilerde Abhaz halkının sözcüsü ve temsilcisi olarak görüyordu. Abhaz halkının güncel sorunları karşısında da kendisini muhatap kılıyor ve siyasi haklarını, milli ve kültürel-ekonomik çıkarlarını savunmayı görevleri arasında sayıyordu.

 

 

 

Aleksandr Çaçba(sagdaki)

Simon Basariya

Abhazya'nın kendi özgür iradesiyle, aydınları önderliğinde Kuzey Kafkasyalıların ilk büyük siyasi birliğine katılımı böylece tarihe not düşüldü. Stanislav Lakoba'nın deyimiyle ilk parlamentomuz olan AHK'nın temsilcisi 19 Kasım 1917'de, Gürcü Halk Konseyi'nin (GHK) kuruluşu sebebiyle, Konsey adına tebrikler ilettiği kutlama mesajında Abhazya'yı KDHB içerisinde tanımlıyordu.

Ardından AHK ve GHK arasında karşılıklı ilişki kurulması konusunda bir anlaşma imzalandı. 9 Şubat 1918'de imzalan bu anlaşmada Gürcistan; Mzımta ve İngur nehirleri arasında bir ve bölünmez Abhazya'yı tanıdığını beyan ediyordu -fakat, Bolşevizmle mücadele bahanesiyle, Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti silahlı güçleri, AHK'nin tüm iyiniyetli yaklaşımlarına rağmen, emperyalist güdüleriyle hareket ederek, aynı yılın Temmuz ayında Abhazya'yı işgal edecekti.-

Mayıs 1917'de, Akua'da Y.Eşba ve N.Lakoba öncülüğünde kurulan Bolşevik örgütlenme, bu gelişmeler sırasında çalışmalarına devam etmekteydi. Şubat 1918'de 5 gün süreyle Akua'yı elinde tutan Askeri Devrim Komitesi (ADK), AHK karşısında tutunamayarak geri çekilmek zorunda kalıyordu. Ama hemen ardından gerçekleşen başarılı ayaklanma sonucunda, 8 Nisan-17 Mayıs 1918 tarihleri arasında bütün Abhazya, ADK kontrolünde Bolşevik yönetimin eline geçti.

 

 

Yefrem Eşba

Tataş Marşan

Fakat tam da Bolşevik isyancıların hüküm sürdüğü dönemde Abhazya, AHK öncülüğünde Simon Basariya ile 11 Mayıs 1918'de bağımsızlık ilanında bulunan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nde (KKC) temsil edilmekteydi.

17 Mayıs 1918'de Gürcü asıllı Transkafkasya Hükümeti ve GHK başkanlarının talimatının ardından "Bolşevizmle mücadele etme" bahanesiyle Abhazya'ya Gürcü Milli Muhafızları sevkedildi ve böylece Abhazya, Mayıs 1918'de bütünüyle işgal altına alınmıştı.

20 Mayıs'ta ise Varlam Şervaşidze (Çaçba) önderliğinde Gürcüler tarafından yeni bir AHK "kurduruldu". İlk Konsey'in mensupları ve yeni kurulan Konsey arasında, KKC ve Transkafkasya Hükümeti ile ilişkiler konusunda fikir ayrılıkları bulunmaktaydı. Tüm bu işgal süresince KKC ise olanlara yalnızca, askeri desteği sebebiyle Alman Hükümeti'ne nota vererek ve Gürcü işgalini kınayarak cevap verebiliyordu, zira Kuzey Kafkasya'nın pek çok bölgesinde; yerel Bolşevik güçler, Kızılordu ve Beyaz Ordu'ya karşı milli bağımsızlık savaşları sürdürülmekteydi ve bu zor koşulların yarattığı imkansızlıklar sonucu Abhazya, KKC'nin reel askeri desteğinden mahrum kalıyordu.

26 Mayıs 1918'de ise; KDHB'nin, KKC'nin kuruluşuna dair bildiriminin ardından Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi. Bu gelişme üzerine, bağımsızlık yanlısı AHK, "Transkafkasya Meclis ve Hükümeti'nin dağılması sebebiyle aramızda hukuki bir bağ kalmıyor" diyerek Abhazya'daki tüm iktidarı kendi üzerine aldığını deklare etti. Fakat AHK'nın, bu sözlerin hemen akabinde belirttiği üzere, fiili egemenlik Abhazya'da kalan Gürcü askeri birliğinin elindeydi.

Aslında, Gürcü iktidarı ile Abhazya arasındaki tek anlaşma, Gürcistan'ın da dahil bulunduğu Transkafkasya Meclisi'nin oluşturulması arefesinde imzalanan 9 Şubat 1918 tarihli anlaşmaydı ve bu anlaşmada, Abhazya'nın varlığı Mzımta ve İngur nehirleri arasında kabul ediliyor ama ülkenin gelecekteki politik yapısı hakkında bir hüküm içermiyordu. Abhazya'da hüküm doğurabilecek tek gelişme; Mayıs 1917'de kurulan Dağlı Halklar Birliği ve sonrasında bu birliğin oluşturduğu Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ne, "Abhaz halkının ilk parlamentosu" olan Abhaz Halk Konseyi önderliğinde, Abhazya'nın dahil olması oldu.

Fakat Menşevik Gürcü Hükümeti, Gürcistan tarafından kurdurulan yeni AHK'yı, silah zoruyla yeni bir anlaşma yapmak zorunda bıraktı. "9 Şubat'taki anlaşmanın geliştirilmesi ve uygulanması" adı altında yapılan bu akit, Abhazya'ya sadece " çok geniş bir özerklik " vaadediyor, yeni AHK'yı ise yalnızca içişlerinde yetkili kılıyordu.

17-22 Haziran tarihleri arasında ise, bu anlaşmanın "Abhazya'da Hassa Birlikleri bulundurulması" hakkındaki maddesi suistimal edilerek, Akua Gürcü işgalciler tarafından ele geçirildi. Ardından Abhazya "Genel Valilik" ilan edildi. Böylece Menşevik Gürcistan, silah zoruyla imzalattığı anlaşmayı kendi lehine ihlal ediyor ve kendi eliyle kurduğu AHK'yı etkisiz kılıyordu.

1864 ve 1878 sürgünleri sonrasında Çarlık Rusya tarafından büyük bir hızla devam ettirilen Abhaz topraklarının kolonizasyonu politikasının, hız kesmeden devam ettiği okuyucu tarafından göz önünde bulundurulmalıdır. Etno-demografik dengeyi Abhazlar aleyhine bozarak, ülkenin asli unsurunu kendi yurdunda azınlık durumuna düşüren ve yokoluşu hızlandırmayı hedefleyen bu sömürgeci göçmen politikası, Abhazya'ya çok yoğun bir Kartvel (Gürcü, Mingrel ve Svan) nüfus göçüne sebep oldu. 1877 yılında "Tiflisski Vestnik" Gazetesinde, "Abhazya'ya kimi yerleştirmeli?" başlığıyla yayınlanan makalenin yazarı ünlü Gürcü toplum adamı ve yayıncı Y. Gogebaşvili, sözkonusu yazısında, boşaltılan toprakların Rusya menfaatleri doğrultusunda verimli kolonizasyonu için gerekli bütün niteliklerin yalnızca Mingreller'de bulunduğunu belirtiyor ve Mingrellerin Abhaz topraklarına ilk yerleştirilenler olmaları gerektiğini söylüyordu. Sovyet istatistikleri de dahil, pek çok kaynakta genel olarak bu Kartvel yerleşimciler Gürcü olarak belirtilmekte, Svan yada Mingrel olarak da ayrıca pek anılmamaktadırlar. Bu sebeple biz de aynı yolu izleyeceğiz.

 

Yıllar ve Abhazya Nüfusunun Ulusal Bileşimi

 

1886

1897

1926

1939

1959

1970

1989

Abhazlar

58963

58697

55918

56197

61193

83097

93267

Gürcüler

4166

25875

67494

91967

158221

213322

239872

Ruslar

971

5135

20456

60201

86715

79730

74913

Ermeniler

1049

6552

30048

49705

64400

73000

76541

Rumlar

2149

5393

27085

34621

9111

13600

14664

Tablo 1: Yıllar ve Abhazya Nüfusunun Ulusal Bileşimi

1920 yılında, aralarında İsmail Berkok'un da olduğu bir heyetle, Kuzey Kafkasya Dağlıları'nın bağımsızlık mücadelesine destek olmak amacıyla Kafkasya hareket eden Mustafa Butbay'ın, "Kafkasya Anıları"nda yer verdiği şu anektodlar, asimilasyoncu emperyalist politikanın daha o yıllardaki etkilerini ve buna duyulan tepkiyi anlamamız için dikkate değerdir:

"Mihail ve Rafail adında iki aydın genç, bir kelime anadillerini bilmedikleri halde o kadar ulus sever idiler ki, bu gençlerin varlığı, Abhazya'nın geleceği hakkında bana umut veriyordu."s.102

"Bütün konuşmamız Türkiye'deki Abhazların anavatana göçleri etrafında toplanıyordu. Abhazya'nın ileride bir varlık gösterebilmesi ve Gürcü istilasından yakasını kurtarabilmesi buna bağlı diyorlardı."s.102

"Gürcülerle Mengreller, Samurzakan'ın tamamıyla özümlenmesi ve orada Abhazlıktan bir iz kalmaması için ne gerekse yapmaktadırlar."s.105

"Vuçamçira'da Laz Hasan adında bir ihtiyarla kahvede tanıştık. Epeyce de konuştuk. Temiz ve pürüzsüz bir Abaza şivesiyle konuşan ve tamamıyla Abazalaşan bu adamın, üzerimde bıraktığı etkiyi unutamam. Abhazya'nın ve Abazaların bugünkü mahkum vaziyetinden yana yakıla bahsederken gözleri yaşarıyordu. İçten gelen bu derin sevgi, geçmişin mutlu ve tatlı anılarından doğuyordu. Bana geçmiş günlerden hasretle bahsetti. Kahramanlık destanlarını uzun uzadıya anlattı. ‘Bir vakitler oturduğumuz bu şirin yerde Abaza dilinden başka bir dil konuşulmaz, Abazalardan başka kimse gözükmezdi.' dedi."s.119

Akua'da Gürcüce ve Mengrelce'den başka bir dilin işitilmediğini de belirten Butbay, anılarının daha pek çok yerinde Abhaz halkının Gürcü işgalinden kaynaklanan ızdırabını yazmıştır fakat bizce seçilen bu alıntılar, o zamanın koşullarını ve gerçeklerini kavrayabilmek açısından yeterlidir. O günlerin bu canlı tanıklıkları, bugün Abhazya'da yaşayan soydaşlarımızın hangi acı dolu sınavlardan geçip de, topraklarımızdaki milli varlığımızı bugünlere taşıdığını anlamak açısından da önemlidir.

A. Çaçba, S. Basariya ve T. Marşaniya önderliğinde; Osmanlı ordusunda görev yapmış olan Çerkes subaylarla diasporadan gönüllülerin oluşturduğu 500 kişilik "Sohum Müfrezesi", Abhazya'daki milli direnişe güç katmak ve Gürcü işgaline karşı koymak amacıyla Haziran ayı sonunda Kodor'a çıkartma harekatında bulundu.

Menşevik Gürcü Hükümeti'ni himaye eden devletlerden Avusturya-Macaristan'ın Tiflis'teki delegasyonunun başkanı, o dönemde Viyana'ya Abhaz halkının yönelimleri konusunda önemli bilgiler içeren raporlar göndermekteydi. Delegasyon başkanı Franckenstein sözkonusu raporlarda, "Gürcistan, Abhazya'nın kendisine bağlanması için propaganda yapmaktadır. Abhazlarla aynı dili konuşan Abazalar Kuzey Kafkasya'da yaşıyorlar ve %10 oranında Müslüman olmalarına karşın Abhazlar, KKC'ye eğilim göstermekteler" diye belirtiyordu.

KKC silahlı güçlerinin bir birimi olan ve üstün Gürcü kuvvetlerinin kıskacı altındaki Sohum Müfrezesi, Oçamçıra'da Abhaz Halk Kongresi Temsilcilerini topladı. Gürcü işgal ve katliamlarının protesto edildiği kongrede; temsilciler, Gürcülerin kontrolündeki AHK'ya olan tepkilerini dile getiriyor ve gençlerin müfrezeye katılacağını belirtiyordu. Bunun üzerine saldırıya geçen Gürcü askerleri, cezalandırma eylemlerine giriştiler.

 

Askeri Kuvvetler

15 Ağustos'ta Gürcü birliklerinden ağır darbe yiyen gönüllü birliği, dağlık bölgeye çekilmek zorunda kaldı. Bu ağır darbenin ardından da eylül ayında, silah ve sayıca üstün Gürcü ordusu karşısında yenilgiye uğradı. Türkiye diasporasından gönüllü savaşçıların Abhazya Bağımsızlık Mücadelesine verdikleri "ilk" destek ne yazık ki başarısızlığa uğruyordu.

Abhaz aydınları, kendi kurdukları AHK'yı beğenmeyerek defalarca silah zoruyla dağıtan işgalciler tarafından ağır baskılara uğratılıyordu. Özel olarak kurulan "cezalandırma birliği" Abhaz köylerini yakıp yağmalıyor ve halk üzerinde terör uyguluyordu. Ekonomik durumun son derece kötüleştiği Abhazya'daki "direnişin kökünü kazımak" şartıyla bu birliğe 200.000 ruble vaadediliyordu. Emperyal heveslerle harekete geçen ve Tuapse'ye kadar Kuzey Kafkasya topraklarına göz diken Gürcistan, Abhaz ülkesinde son haddina varan bir şovenizm uygulamaktaydı. O yıllar hakkında Vladislav Ardzınba; "Abhaz halkının anılarında bu, Abhazya-Gürcistan ilişkilerindeki en kötü dönemdir" diyordu. Ayrıca o yılların önde gelen Gürcü liderlerinden Ş.Z.Eleava, 1926'da Gürcistan Parlamentosu toplantısında, "Hiç ara vermeden Abhazların hak ve hürriyetlerini yok ediyorduk" itirafında bulunuyordu.

1920 yılında yayınlanan "Denikin Rusyası'nda" kitabının yazarı İngiliz araştırmacı Carl Erich Bechhofer ise, Gürcistan'ın emperyalist niteliği için şöyle diyordu:

"Özgür ve bağımsız sosyal demokrat Gürcistan devleti, hem sınırları dışındaki toprakları ele geçirme hırsı bakımından, hem de devlet içindeki bürokratik tiranlık yapısı bakımından her zaman anılarımda klasik bir‚ 'küçük emperyalist' örneği olarak kalacaktır."

Herşeye rağmen KKC, Gürcistan tarafından zaptedildiği halde, Abhazya'yı kendi devletinin bir parçası saymaya devam etti. 1919'da Lozan'da bulunan Kuzey Kafkasya delegasyonunun emriyle, delegasyona dahil olarak bir Abhazya temsilcisinin de katıldığı Paris Barış Konferansı için renkli bir etnografik ve politik bir KKC haritası Fransızca olarak hazırlandı. Bu harita üzerinde, Abhazya ve Güney Osetya, Gürcistan'ın değil, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti sınırları içerisinde gösteriliyordu.

•••

 “Kafkasya sahnesinde perdenin 1921-22'de kapanması ile birlikte, yetmiş yıl sürecek ve Kuzey Kafkasya halklarının dünya politik sahnesinden bütünüyle uzaklaştırıldığı, kitlesel kıyım ve sürgünlere uğratıldığı uluslararası basında bölgeye dair hemen hiçbir haberin yer almadığı, yeni bir sömürge dönemi başlıyor. Zaten bu nedenledir ki Glasnost sonrasında Kafkasya'da “yetmiş yıl sonra, tüm eski sorunların, sanki arada hiçbir şey olmamış gibi” ve daha da derinleşmiş olarak ortaya çıkması birçok kişiyi şaşırtıyor.
Sefer E. Berzeg

 

2. S.S.C.B Döneminde Abhazya

1921-1953

1921'de Kafkasya sovyet egemenliğine girdikten sonra KKC Hükümeti, Avrupa'ya iltica ederek mücadeleyi Avrupa'dan sürdürmeye devam etti. Haziran 1920'de Rusya Komünist Partisi Yöre Komitesi Abhazya'da yeniden örgütlenmeye başlıyordu. Mart 1921'de Abhazya'da da sovyet iktidarının kuruluşu bir çok kişi tarafından “Gürcü işgalcilerden kurtuluş ve devlet yapısının yeniden tesisi” olarak algılandı. Sovyet hegemonyasının hemen ardından, bu “illüzyonu” destekleyen gelişme, Abhazya'ya “egemen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” ilanının gerçekleştiği politik seçim özgürlüğünün sağlanması oldu.

Fakat çok geçmeden, beyaz yada kızıl olsun Rus hakimiyetinin, halklarımızın kaderinde, topraklarımızda hak ettiğimiz onurlu hayatın hakim kılınması noktasında hiçbir farklılık getirmediği ortaya çıkacaktı. Dağlı halkları millet kılacak olan kader birliği gerçeği, ulusal tarihimizin bu sayfalarında da kendini gösterecek ve Abhaz halkı da kuzeydeki kardeşleri gibi milli haklarının gaspedilmesi felaketine uğrayacaktı. Gürcü kökenli J. Stalin'in faaliyetleri uzun bir dönem belirleyici olacak, Dağlıların Karadeniz'e - artık - tek çıkış noktası olan Abhaz toprakları, Kartvel nüfusla boğulacak ve Abhaz dili, Rusça ve Gürcücenin etkisi altında kendi yurdunda korunmasız bırakılacaktı. Tüm bu yıkıcı faaliyetlere karşın, Abhaz aydınları önderliğindeki halk, her fırsatta - özellikle J. Stalin'in 1953'teki ölümünün ardından- tepkisini ortaya koyacaktı. Bugün dahi bıraktığı izleri görülebilecek olan asimilasyon politikilarına rağmen, milli varlığı korumadaki bu kararlı tutum, bu dönemde dil ve edebiyatın gelişimi açısından çok önemli kazanımlar da sağladı.

Sovyet Rusya'nın resmi politikası olan asimilasyon, şiddeti artarak ya da azalarak varlığını sürdürdü. Ortak bir kültüre sahip, tek dilli bir "karıştırılmış toplum" olacak olan Sovyet halkının, çok daha güçlü ve birlik içerisinde olacağına kanaat getirilmiş; fakat bu sürecin nasıl işleyeceği ya da nihai kültürün neyi icap ettireceği gibi konuların detayları her zaman bir muamma olarak kalmıştır. Dil meselesinde ise, uygulamaya baktığımızda, Sovyet Rusya topraklarında hakim kılınmaya çalışılan lisanın Rusça olduğu bir sır değildir. Zaman içerisinde, ikinci dil olarak Rusça'yı konuşanlar üzerinde, Rus kültürünün büyüklüğü ve materyal avantajlarının çoğalmasıyla kültürel ve linguistik asimilasyonun gerçekleşeceği düşünülmüştü. Bu konuda Ronald Wixman'ın “Sovyetler Birliği'nde Etnik Kimlik, Terim ve Konseptler” makalesi gerçekten önemli ve açıklayıcı bir kaynaktır. "Sistemleri bir günde değiştirebilir yenisini kurabilirsiniz ama insanların alışkanlıklarını değiştirmek kolay değildir. Uzun zaman ve sabır ister" diyen Lenin, şunları da söylüyordu:

"Proleterya, milli varlıkların eliminasyonuna katkıda bulunan her şeyi destekler, milliyetler arasındaki bariyerleri yıkmayı, milliyetlerin ilişkilerini birbirlerine gittikçe artan daha çok yakın dostluğu yaratan her şeyi, milletlerin karışımına yol açan her şeyi…" Vladimir İ. U. Lenin

 

 

Joseph Cugaşvili Stalin

Lavrenti Beria

31 Mart 1921'de Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin (ASSC) ilanının ardından, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi (SBKP MK), Şubat 1922'de Abhazya'nın statüsünü Gürcistan'la “Anlaşmalı Sosyalist Federal Cumhuriyet ” olarak belirledi. Gürcistan'ın 1927 Anayasası da, Gürcistan Merkez İcra Komitesi'nin bütün hukuki belgelerinin Abhazya topraklarında da mutlak yürürlüğü olduğunu tasdik ediyordu. Kasım 1992'de hazırlanan UNPO'nun Abhazya raporunda, “Anlaşmalı Sosyalist Federal Cumhuriyet ” statüsünün ardından 1931 yılına kadar süren bu dönem, Sovyet sistemi içerisinda 10 sene süren bir bağımsızlık süreci ve pratikte Tiflis'den özerk olarak ülkenin kendi kendini yönettiği bir dönem olarak belirtiliyordu. Abhazya'nın itiraz ettiği bu statü Y. Eşba tarafından, “ Bizim için önerilen bu statüye boş bir balon ya da çocuklar için kağıttan yapılmış bir oyuncak nazarıyla bakılabilir. Bu durum bir talihsizliktir ” şeklinde değerlendiriliyordu.

Bu hayal kırıklığını paylaşan bir diğer isim olan Çerkes Ethem, 1922 yılında şu sözleri söylüyordu:

…Başta bizi inandırmış olan Bolşevikler, kısa sürede gerçek yüzlerini ortaya koydular ve Kafkas milletlerine karşı düşman dişlerini gösterdiler, (…)Hepimiz Bolşeviklerin ilan ettikleri her milletin özgürlük ve haklarının tanınacağı vaadinin içtenliğine inanmıştık.

...Lenin'in ilk ilan ettiği, milletler hakkında özgürlük ve serbestliğe dair yüksek ve çekici ilkeler, yine onlar tarafından cerh edilinceye (zedeleninceye) kadar, ben Sovyet dostluğunun hararetli ve içten yandaşlarından bulunuyordum. Fakat çok geçmeden, bu yüksek ve insani ilkeler az zaman içinde, Kafkasya'daki milletler aleyhinde bozulmaya başlanmış bulunuyordu.

1925 yılında hazırlanan Abhazya Anayasası'nın 5. maddesi egemenliğe ilişkin olarak çok önemli kararlar içeriyordu:

"Madde 5:

Abhazya SSC, devlet iktidarını kendi toprağında herhangi bir iktidara bağlı olmaksızın müstakil olarak icra eder.

Abhazya SSC'nin egemenliği; Abhazya SSC, Transkafkasya Sosyalist Federal Sovyet Cumhuriyeti'ne ve SSCB'ye gönüllü olarak girdiği için yalnızca bu ittifakların anayasalarında belirtilmiş konularda ve belirtilen ölçülerde sınırlandırılmıştır.

Abhazya SSC vatandaşları, kendi cumhuriyetlerinin vatandaşlığını korurken, Transkafkasya SFSC ve SSCB'nin vatandaşı sayılırlar.

Abhazya SSC, hem Transkafkasya SFSC'nden, hem de SSCB'den serbestçe ayrılma hakkını saklı tutar. Abhazya SSC'nin toprakları, kendisinin onayı olmadan değiştirilemez .”

Küçük Abhaz ülkesinin onayını kimse sormadı. Şubat 1931'de Abhazya'nın statüsü, Gürcistan içerisinde özerk bir cumhuriyete dönüştürüldü. Böylece Abhazya, SSCB tarihinde siyasi statüsü düşürülen tek ülke ünvanını elde etmiş oldu.Bu karardan bir hafta sonra hükümete olan güvensizliğin dile getirildiği günler süren gösteriler başladı. ”Bu Abhaz halkının, Sovyet egemenliği koşullarında haklarının korunması için yaptığı ilk kitlesel gösteriydi .”

J. Stalin ve yine onun gibi Gürcü kökenli olan gizli polis şefi ve Transkafkasya Komünist Partisi 1. Sekreteri L. Beria'nın baskılarıyla 1931-1953 yılları, Abhazların hafızasına çok acı dolu ve karanlık yıllar olarak kazındı. Siyasi hakların gaspedilmesiyle beraber Abhazya'nın milli-kültürel gelişimini engellemek için tedbirler alınmaktaydı. Gürcüleştirme politikası gereği, Abhazca olan ad-soyadlar ve yer adları, uydurulan Gürcüce isimlerle değiştiriliyordu. 1948-1952 yılları arasında 150'den fazla şehir ve yerleşim merkezinin adı değiştirilmişti. Cadde, meydan, tren istasyonu, ortaokul ve liselerin isimleri de dönüştürüldü.1940'tan itibaren ise bütün resmi belgelerden Abhaz sözcüğü kaldırıldı.

Sömürgeci zihniyetin eylemlerinin ayyuka çıktığı bu dönemde göç politikası, Çarlık Rusya ve Menşevik Gürcistan'ı aratmayacak bir süratle devam ettirildi. Belli bir program dahilinde Gürcistan'dan onbinlerce kişi Abhazya'ya transfer ediliyordu. Bu göçmenleri cezbetmek için Mingrel stilinde köyler kuruluyor, yeni devlet çiftlikleri eşsiz ormanlar kesilerek ve masrafları Cumhuriyet bütçesinden karşılanarak oluşturuluyordu. Önceleri göçmen kollektif çiftlikleri Abhaz köylerinin dışına kurulurken, sonraları köylerin içine taşınmış ve Abhaz nüfus azınlığa düşürülmüştü. Tiflis'te ise Gürcü kollektif çiftçilerinin Abhaz kıyılarına yerleşmeleri için özel arazi bağışları yapılmaktaydı. İkinci Dünya Savaşı'nın zor koşullarında dahi, göç hareketi hız kesmeden devam ediyordu. Bir gecede, toprak üstüne dikilen direklerin üzerine kurulan “Stalin evleri ” bugün hala yerlerindedir. Onyıllar sonrasına yansıyacak olan bu adaletsiz durumun kökleri 1864 Büyük Sürgün'e kadar inmekteyse de, Abhaz varlığı, özellikle bu dönemde büyük darbe almıştı. Birinci tabloda da gösterildiği gibi, Abhaz nüfus 1926-1939 arasındaki “onüç” yıl boyunca sadece iki yüz küsür kişi artarken, Gürcü nüfus 24 bin kişi artmıştı. Bu durum Abhaz Komünist Partisi'nin etnik bileşimine de etki etmekteydi ve böylece ülkenin kaderinde, Abhazya'nın esas unsuru olan Abhazlar etkisiz kılınmaktaydı. Ama bu adaletsizliğin sonuçları dahi adaletle uygulanmıyor, Gürcüler var olan nüfuslarının çok üzerinde oranlarla Parti'de temsil ediliyorlardı.

 

Sene

Abhaz

Gürcü

Rus

Ermeni

1923

10.0

40.4

35.0

4.6

1926

25.4

33.3

24.8

6.7

1929

28.3

24.9

24.5

8.8

1931

18.5

25.3

36.8

9.1

1935

17.6

25.0

35.2

11.4

1936

21.8

26.3

29.1

11.2

1937

19.7

26.8

26.1

11.4

1938

16.9

27.2

28.1

11.8

1939

15.6

36.2

22.1

13.2

1940

16.7

42.7

16.7

15.2

1945

14.8

45.2

17.8

12.7

1950

13.3

51.0

15.5

14.0

1955

13.3

54.8

13.7

12.9

1960

14.4

51.3

15.6

12.4

1965

15.5

50.5

15.1

12.4

1970

16.8

50.5

14.4

11.9

1975

17.6

50.3

14.5

11.3

1978

18.2

50.9

14.2

10.5

1979

18.2

51.0

14.1

10.5

1980

18.5

51.2

13.8

10.3

1981

18.9

51.2

13.8

10.1

Tablo 2: Abhaz Komünist Partisi Etnik Yapısı (%)

"Abhazya'nın asırlarca tahrip ve ihmal edilmiş topraklarının işlenmesi" adına son hızla sürdürülen göç politikasının gerçek yüzü bambaşkaydı. Gürcistan'ın Tarım Bakanlığı Daire Şefi G. Narsia, göç politikası sonuçları ile ilgili raporunda “yerleşime açılan bazı toprakların tarıma elverişsiz olduğunu“ itiraf ediyordu. Yetkililer tarafından Abhaz topraklarının üçte ikisinin dağlarla kaplı olduğu dikkate alınmazken, tarıma elverişsiz bölgelere yerleşmek istemeyen çiftçiler ise kaba kuvvetle iskan edilmişlerdi.

 

Stalin Evi

Okullardaki eğitim Gürcüce'ye çevrildi ve Abhaz dili 1938 yılında, Gürcü alfabesiyla yazılır hale getirildi. Re-organizasyon adı altında devam eden eğitimde reform sürecinde Abhaz okulları kapatılarak öğrenciler, Rus ve Gürcü okullarına girmeye zorlandı. Abhaz gençlerinin eğitimini engelleyerek ülke içerisinde önemli noktalara gelmemelerini sağlamaya çalıştılar. Özellikle bu sebeple, yüksek eğitim kurumlarında Abhazların karşısına yine dil sorunu çıkartıldı ve Rusça devam eden bazı teknik kurslar haricinde eğitim dili olarak yalnızca Gürcüce kullanıldı. İşin ilginç yanı, Sovyet iktidarının gözünde kendi halkı da asimile olmaya aday bir halk olan Gürcistan'ın bitmek bilmeyen bir hırsla kendisine zorla bağlatılan azınlıklarına da bu şekilde aynı politikayı uygulamaya çalışması oldu.

Bu politikaların dayanağı, bazı şovenist Gürcü tarihçilerinin “Abhazların, Gürcülerin etnik alt kollarından biri olduğu ve Abhazya'nın ezeli Gürcü toprağı olduğu ” teorisiydi. Mart 1989 Lıhnı Deklerasyonu'nda, vatandaki soydaşlarımız o yılları şöyle anlatıyordu:

"Stalin'in baskı rejimi yıllarında, Abhazlara yönelik saldırı ve asimilasyon politikası, Menşevikleri aratmayacak düzeyde devam etti. Bütün ülke baskılara karşı insanüstü bir güç ve sabırla yaşamaya çalışıyordu. Abhazları yok etme politikası 1937'den itibaren daha da şiddetlendi. Bir gece de yüzlerce Abhaz evlerinden alınarak götürüldü. Onları, insanın aklına bile getiremeyeceği suçlamalarla ve iftiralarla itham ediyorlardı. Milletin en değerli evlatlarını evlerinden toplayıp katlediyorlardı. Şairler, yazarlar, öğretim üyeleri, mühendisler, doktorlar, öğretmenler, tek kelimeyle yeni yetişen aydınlar kökten yok ediliyorlardı.

Baskı rejimi yıllarında, Abhazya'nın en seçkin devlet memurları, kalifiye işçiler ve zanaatkarlar da yok edilmişti. Bu Abhazya gibi zaten az bir nüfusa sahip bir ülke için telafisi mümkün olmayan bir darbe oldu...

Mayıs 1953'deki - yani J. Stalin'in ölümünün ardından - 21. Parti Bölgesel Toplantısında, Gürcistan eski Başbakanı V. M. Bakradze itiraf niteliği taşıyan şu açıklamayı yapıyordu:

Abhazya'da çok sayıda kanun dışı uygulama, ekonomik ve kültürel hayatta uygun olmayan pek çok icraat yapılmıştır. İnsan Sovyet kanunlarından kaynaklanan bu çarpıtmaları dinlemeye bile katlanamıyor.

Özellikle ABNII (Abhaz Dil, Edebiyat ve Tarih Araştırma Merkezi) üyeleri baskıların hedefi olarak seçildi.Sohum'daki bu Enstitü'nün, ağırlıklı olarak tarihçi ve dilbilimcilerden oluşan bilimsel topluluğu, halklarının farklılıklarını ve kültürlerini vurgulayarak onları devamlı savundukları için günümüze kadar onlarca yıl boyunca, defalarca Tiflis'teki Gürcü iktidarlarının gazabına uğramıştı. Bizzat direktörü de dâhil olmak üzere ABNII'deki çok sayıda akademisyen 1930'lu ve 1940'lı yıllarda yok edildi. Enstitüdeki birçok genç araştırmacı 1950'lı yıllardan 1980'lere kadar baskıya uğradı.

İşin ilginç yanı, Abhazya'daki devrimin en önde gelen ismi Nestor Lakoba, ülkedeki bu yok etme politikasının mimarı Stalin ve yandaşlarının iktidarına Lenin'in ölümünün ardından, o sırada hasta olan L. Troçki'yi “tedavi için” Abhazya'da tecrit etmek suretiyle, zemin hazırlamış oldu. Fakat hesaplar değişiyordu. "Küçük ulusların" haklarının Sovyet iktidarıyla korunacağına dair sarsılmaz inanç taşıyanlar, aynı iktidarın namlularına hedef olacaklardı. Nestor Lakoba'nın 27 Aralık 1936'da, Tiflis'te, Abhazyalı bir Mingrel olan ve Stalin nezdinde yükselmesine kendisinin aracı olduğu Lavrenti Beria ve kliği tarafından zehirlenmesiyle, özellikle politik arenadaki önemli aktörlerin infazı süreci başlamış oldu. Nisan 1936'da ise Abhaz devriminin ikinci ismi olan Yefrem Eşba kurşuna dizildi. Devrim yıllarında kurtuluşu, Eşba'nın deyimiyle "büyük kardeş Sovyet Rusya" ile değil, Kuzey Kafkasya'daki yurtsever hareketle işbirliğinde gören milliyetçi liderlerde, devrimciler gibi teker teker yok edildi. Simon Basarba, Simon Aşkhatsava, Samson Çanba, Mihail Tarnava bu dönemde kurşuna dizildiler.

• 1953-1991

Devam Edecek

Hazırlayan: Atrışba Murat Bolat

 

Kaynakça

Berzeg, Sefer. “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti 1917-1922 / I , 2 ve 3. Ciltler”

Lakoba, Stanislav. “Abhazya, Gürcistan ve Kafkasya Konfederasyonu”

Ardzınba, Vladislav. “Abhazya ve Gürcistan'ın Hukuksal İlişkileri”

Butbay, Mustafa. “Kafkasya Hatıraları”

Abhazya'nın Beyaz Kitabı

Ersoy, Hayri. Abazalar (Abhazlar) Üzerine Tarihçe, Kafkasya Yazıları Dergisi, 1. Sayı

Birleşik Kafkasya Derneği - Abhazya Arşivi

Darrell Slider, “Sovyet Milliyetçilik Politikasında Krizler ve Önlemleri: Abhazya Konusu”

Abhaz Yüksek Sovyeti'nin “Abhaz Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin 1978 Anayasasının Yürürlükten Kaldırılmasına” İlişkin Kararı

Wixman, Ronald. Sovyetler Birliği'nde “Etnik Kimlik” Terim ve Konseptler, Kafkasya Yazıları Dergisi, 7. Sayı

Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi Arşivi

UNPO, “Abhazya Raporu, Kasım 1992”

Lıhnı Deklerasyonu, 18 Mart 1989

N. G. Volkova, “Tarihi Açıdan Abhaz-Gürcü İlişkileri”

Belgelerin Işığında Abhazya, 1937-1953

Atlas Dergisi, Ocak 1994, 10.Sayı

http://www.kafkasyaforumu.org/ozeldosya/2-abhazya/88-abhazya-1917den-gunumuze-bolum1

 

Yorumlar

İsim *
Email (Doğrulama & Cevaplar)
URL
Kod   
ChronoComments by Joomla Professional Solutions
Yorumu Gönder
Google Grupları
apsuvara grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Lida